1938 Yılında 3008 Sayılı İş Kanununun yürürlüğe girmesi ile işçi sınıfının yararlana bilmesi için yasa ya konulan kıdem tazminatı hükmü bugünkü gibi her yıla bir bürüt ücret şeklinde değil de 5 yılı aşan bir süreden sonra 15 günlük ücret tutarını tazminat ücreti olarak baz alırdı.
1971 yılında 1475 sayılı İş Kanununun 14. Maddesi tekrar düzenlenmiş 1975 yılında yapılan değişiklikle çalışma süresi bir yıla, ödenecek tazminat miktarı ise 30 günlük ücret tutarına çıkarılmıştır.
2003 yılında ise 1475 sayılı iş kanunu ( tazminat miktarını belirleyen 14. Madde’ye dokunulmayarak) yürürlükten kaldırılarak yerine 4857 sayılı İş kanunu düzenlenmiştir.
Cumhuriyetin ilanı ile birlikte çalışma hayatını düzenlemek çalışanların haklarını korumak adına gerek meclis tarafından gerekse uluslar arası çalışma örgütlerine üye olmak yolu ile çeşitli yasa ve yönerge ve tamimler yayınlanmış hukuk devletinin bir gereği olarak örgütlenmenin yolu yasa ile belirlenmiştir. Bu haklar içerisinde kıdem tazminatı da işçi sınıfının yıllarca hizmet ettiği kurumdan güvencesi ve alma şekli yasalarca belirlenmiş bir haktır.
Ülkemiz de ki çalışma hayatına dün den bugüne bir göz attığımız zaman; Yıllardır işçi sınıfı ve emek üzerine alınan kararların ne kadar acımasız ve işçi aleyhine olduğunu, işçi sınıfı haklarında ki gerilemeleri ve çalışma şartlarının ağırlığını gördükce bunu daha iyi anlıyoruz.
İşçi sınıfı açısından geçmişte kazanılan yasal hakların zaman ilerleyip şartlar değiştikce bir bir kaybedildiğini örgütlü toplumdan örgütsüz bir yığın kitlesi haline nasıl dönüştüğünü görmek için çalışma hayatına kısaca bir göz atmak yeterli olacaktır. Çıkarılan torba yasaların içerisine sıkıştırılan maddelerle emeklilik de yaş adı altında ki düzenlemelerden tutunda özelleştirilen kamu kurumlarında çalışan işçilerin nasıl sokağa atıldığını görmek, 4c gibi ne anlama geldiği hangi sınıfı temsil ettiği bilinmeyen bir kadrodan, taşeron denen kamu işi yapıp da şirket elemanı muamelesi gören bir emekciden, sendikal örgütlenmenin yasal bir zorunluluk gibi göründüğü fakat sendikalar da çalışan personelin bile sendikalı olamadığı. Madenler de taşeronun içinde taşeronun girdiği yetmedi dayıbaşıların olduğu, ucuz işçi ölümlerinin yaşandığı bir çalışma hayatını gördükce, sendikal yolsuzluklarıngazete manşetlerini süslediği, sendika ağalığını koltuk sevdalısı asırlık sendikacıları ve işçi hakları adına bir ihlal edilen kırmızı çizgileri gördükce; kıdem tazminatının da enin de sonun da işçi aleyhine kaybedilen son kale olacağını tahmin edememek saflık olacaktır.